Yeni Başlayanlar İçin İstanbul’da Hayatta Kalma Rehberi

İstanbul hiç kimse için kolay bir şehir değil. Bir meydan okuma, hayatta kalma savaşı. Hele bir de uzun yıllar boyunca Anadolu’nun İstanbul’un yalnızca bir semti kadar büyüklüğe sahip bir şehrinde yaşayıp-okuduktan sonra İstanbul’a gelmek zorunda kaldıysanız, işte o zaman kendinizi Açlık Oyunları’nın başrolünde oynuyor hissine kapılmış bir halde bulmanız kaçınılmaz. Peki bu süreç hep böyle mi gidiyor: bu kadar insanın nereden gelip nereye gittiğini sorgulamayı bıraktığınız an İstanbul’a alışmaya başlıyorsunuz. Asıl sorulması gereken soru ise bir Ümit Besen şarkısında karşımıza çıkıyor: alışmak gerçekten sevmekten daha mı zor?

İstanbul’a ilk adımımı attığımda 9 yaşındaydım. Koca bir oyun alanından farksız gelen bu yeni dünya ilk zamanlar aileyle birlikte geçirilen güzel zamanları ifade ederken, zaman ilerledikçe iş temalı toplantılara katılmak, bir takım konferanslara-görüşmelere yetişmek halini alınca keyifsiz zamanlar da başlamış oldu. Trafikte geçirilen zamanın bir ömürden fazlasını aldığı bu dönemler, acıdan zevk almayı öğrendiğiniz andan itibaren yerini ağrı kesicinin yarattığı halüsinasyon haline bırakıyor. Ağrının varlığını hissediyor ancak yarattığı acı hissini duymamaya başlıyorsunuz.

a1

İstanbul’u yerde buldukları bir şekere ganimet bulmuşcasına saldıran, saldırdıkça çoğalan ve bu hengamenin ortasında bile muazzam bir koordinasyona sahip bir karınca kolonisine benzetirim hep. Yıllar boyunca taşının toprağının altın olduğuna inandırılan, Anadolu’nun merkezkaç kuvvetinin bir kaçış noktası haline dönüştürülmüş, yeni gelen her bir ferdinin yenmek için yemin ettiği bu topraklar bir başarı hikayesinden çok bir bitiş, tükeniş ve şerefsiz mağlubiyetlere sahne oldu, oluyor.

Bu kısa özetten sonra yeni başlayanlar için, alışma sürecini uzun zaman önce tamamlayıp ‘zevk almaya’ başlamış bir bireyden İstanbul’da nasıl hayatta kalınırın sıralı tam listesi geliyor:

Metrobüs

a2

İstanbul’a alışmaktan bahsedip de her gün Mohaç Meydan Muharebesi’nin küçük bir kesitine sahip olan Zincirlikuyu’dan, 70’lik teyzelerin Galya’lı Asteriks’in sihirli iksirini içmiş gibi nasıl birden seri ve öldürücü darbeler atarak hareket edebildiğinden, insanların asansöre yetişebilmek için 100 metreyi nasıl bu kadar hızlı koşabildiğinden ve insanlığın varoluşuna bir başkaldırı niteliği taşıyan insan kalabalığından bahsetmemek elbette mümkün değil. Anadolu’nun neredeyse tüm etnik kimliklerini ve insan karakterlerini bu kadar küçük bir alanda bir arada bulundurma yeteneğine sahip olan bu araç, doğru zamanda binildiğinde bir modern sanatlar müzesinden farksız. Yazının da ana karakterini oluşturan ‘zevk alma’ haline alıştığınızda, metrobüsün modern bir çin işkencesi formundan çıkıp sosyolojik bir deney alanı haline dönüşümünü rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz.

Ev Kiralama

İstanbul’a gelme arifesinde olanlar için yaşanılan en dramatik anlardan biri de Sahibinden.com’a girip ev bakmaya başlanılan an olabilir. Çok cüzi miktarlara son derece güzel yaşam alanlarına sahip olan insanların, astronomik rakamlar ve son derece kötü şartlardaki evlere mecbur kaldığını görmesi büyük bir yıkımın ve hayal kırıklığının ilk adımı. Emlakçılara mecbur kalındığının anlaşıldığı an ise Bruno Amadio’nun meşhur tablosu ‘Ağlayan Çocuk’un ete kemiğe bürünmüş halinden başka bir şey değil.

Boğaza Gider Bir Çay İçerim

a3

Canım sıkıldığında ya da bunaldığımda boğaza gider bir çay içer kafamı dinler rahatlarım diye düşünen varsa o işler öyle olmuyor bilsin. Eğer şanslı bir kesimdeyseniz ve işten 17:30 gibi çıkma imkanınız varsa bile günlük koşuşturmalar ve İstanbul trafiğinde geçirilen süre hesaba katıldığında boğaza gidip çay içme durumu bir hayalden öteye geçmiyor. Lafın kısası, arkadaşlarınızın ‘Boğazda koşuya çıktım, benden keyiflisi yok’ tarzı Instagram gönderilerini görüp gaza gelmeyin. İstanbul özellikle yeni başlayanlar için o kadar pembe dünyalar vadetmiyor!

5 Liraya Çay Mı Olur?

İstanbul’da hayat pahalı! Öyle memleketinizdeki gibi yalnızca birkaç mekan ya da bir semt değil, tüm İstanbul pahalı. Bir dürüm nasıl 12 lira ya da bir çay nasıl 5 lira olur demeyin. Sırf yaşamak için bile para ödemek zorunda olduğunuz bir şehir burası. Nazım’ın ‘Yaşamaya Dair’ şiirinde söylediği şekilde yani ‘yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden’ yaşanız bile para ödemek zorunda kaldığınız bir şehir.

İstanbul kimse için kolay bir şehir değil. İstanbul kolay kolay vazgeçebileceğiniz bir şehir de değil! Alışmak her zamankinden biraz daha zor o kadar.

Nazım’dan bahsetmişken yazıyı şiirsiz bitirmek olmaz:

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından.

Nazım Hikmet Ran

Beni Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz: @MarketingHolmes