Geleceği Sanal Gerçeklik İle Görmek

2007 yılında Steve Jobs sahneye çıkıp ilk iPhone’u tanıttığında insanlık henüz nasıl bir dönüşüm yaşayacağının farkında değildi belki ama Steve Jobs geliştirdikleri teknolojinin nelere gebe olabileceğinden oldukça emindi. Öyle ki geliştirdikleri multi-touch teknolojisinden bahsederken “sihir gibi” diyordu. İlk iPhone’dan bugüne tam 9 yıl geçerken, insanoğlu belki de son 30 yıldır yaşamadığı bir dönüşümü yaşıyor, bambaşka bir dünyaya adım atıyordu. Bugüne geldiğimizde ise “sihir gibi” bir teknoloji daha yavaş yavaş hayatımıza girmeye, çıkardığı titreşimleri yavaş yavaş hissettirmeye başlıyordu. 

Bugün benden geleceğe dair bir kare göstermemi isteseniz, hiç tereddüt etmeden yazının başında yer alan ve geçtimiz ay düzenlenen mobil dünya kongresinde çekilmiş fotoğrafı gösterebilirim size. Bu fotoğrafın çekildiği, Apple hariç mobil dünyaya yön veren tüm firmaların yeni ürünlerini sergilediği, geleceğin küçük bir kesitinden farksız olan kongreyi özel kılan nokta ise yalnızca sergilenen yeni teknolojiler ve ürünler değil, Mark Zuckerberg’in sanal gerçeklik üzerine yapmış olduğu sunumdu. Sunumunda sanal gerçekliğin ne denli önemli bir teknoloji olduğuna atıf yapan Zuckerberg, bu teknoloji ile insanlığın nasıl bir değişim yaşayacağından da heyecanla söz ediyor, “Bir gün kafanıza bir başlık geçireceksiniz ve bu, yaşam tarzınızı, iş yapış şeklinizi ve ve iletişiminizi tamamen değiştirecek” diyordu. E tüm bunların değişimi konusunda Zuckerberg’ten de tecrübelisi yoktu.

VR

2014 yılında 2 milyar dolar karşılığında Oculus’u satın alarak sanal gerçeklik pazarına hızlı bir giriş yapan Facebook elbette gelen bu koca dalgayı gören ilk firma değil. Goldman Sachs’ın hazırladığı rapora göre 2025 yılında 85 milyar dolarlık bir hacme ulaşması beklenen pazar, Intel’den Microsoft’a, Samsung’dan Sony’e kadar birçok markanın da kıskacı altında. Peki üreticiler için olduğu kadar markalar ve tüketiciler için de oldukça önemli olan bu teknolojiye ülkemiz ve markalar ne kadar hazırlıklı? 

Ben tüm bu gelişmeleri sosyal medyanın gelişimine benzetiyorum. Gelin 2008 yılına, Amerika’daki başkanlık seçimlerine gidelim. Obama’nın ilk başkanlık seçimi olan bu seçim Amerikan siyasi tarihi için olduğu kadar şüphesiz sosyal medya tarihi için de dönüm noktalarından biri. Obama seçim kampanyasını kurgularken, Facebook’un kurucularından Chris Hughes’la anlaşıyor ve o güne kadar eşi benzeri görülmemiş bir sosyal medya stratejisi izliyordu. Seçim sonlandığında ise bu strateji Obama’ya rakibi McCann’e göre 4 kat Facebook takipçisi, 5 kat Youtube gösterimi ve 5 kat website ziyaretçisi getiriyordu. Tüm bu rakamlar yalnızca Obama’nın seçimi kazanmasını sağlamıyor, Chris Hughes’a da yılın en iyi pazarlamacısı ödülünü getiriyor, dergilerin kapaklarında “Obama’yı başkan yapan çocuk” başlıklarını attırıyordu.

Sosyal medyanın sanal gerçeklikle kesiştiği nokta ise süreç olarak birbirlerine oldukça benzemesi. O gün sosyal medyaya mesafeyle yaklaşan ve yaklaşan dalgayı görmekte zorlanan markalar bugün sanal gerçeklik için aynı düşünceler içinde. Coca Cola gibi pazarlamaya yön veren markalar hali hazırda sanal gerçeklik uygulamaları ve projeleri geliştirirken, bu öngörüden uzak markalar ise sakin sulardan uzaklaşmak için herhangi bir neden olmadığını düşünüyor. Tam da bu noktada geçtiğimiz günlerde açıklama yapan Nokia’nın eski CEO’su Stephen Elop’a kulak kabartmak gerekiyor: “Biz yanlış bir şey yapmadık ancak nedense kaybettik!” Evet Nokia belki o günlerde yanlış bir şey yapmadı ama gelen dalgayı göz ardı ederek sakin sularda kalmaya çalışması akıllı telefon pazarından tamamen silinmesine yol açtı! 

Crytek ve VR First Ülkemiz İçin Büyük Fırsat!

vr3

Sanal gerçeklik üzerine ise ülkemizde oldukça umut verici çalışmalar yapıldığını görmek mümkün. Dünyanın en önemli oyun geliştiricilerinden biri olan Crytek ve Bahçeşehir Üniversitesi‘nin ortaklığıyla kurulan VR First laboratuvarı bu gelişmelerin en büyüklerinden biri. Geçtiğimiz haftalarda bir workshop’ına katılma fırsatını bulduğum laboratuvar, hem sanal gerçeklik üzerine araştırmalar yapan geliştiriciler hem de sanal gerçeklik üzerine projeler geliştirmek isteyen markalar için bir platform olma özelliği taşıyor. Hem dünya hem de avrupadaki örnekleri arasında ilklerden biri olma özelliğini taşıyan laboratuvar, sanal gerçeklik ekosisteminin gelişimi için olduğu kadar ülkemiz için de oldukça önemli. Gittikçe büyüyen bu dalgada yerini sağlamlaştıran girişimlerin önümüzdeki yıllarda yakalayabileceği başarılar, ülkemizdeki ekosistemin gelişimi ve yaratabileceği istihdam alanı açısından oldukça kritik bir öneme sahip.

  • Bu yazı ilk olarak Turkishtime’ın nisan sayısında yayınlanmıştır.

Beni Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz: @MarketingHolmes