Bu Yazıyı Tutkuyla Sevdiğim Yalnız ve Güzel Ülkeme Armağan Ediyorum!

“Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türkiye’nin ayak sesleri!”

Ne vakit Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da ödül alırken yaptığı konuşmayı dinlesem duygulanırım. Tıpkı iki kızımızın Avrupa Olimpiyatları’nda birinci ve ikinci olarak aldıkları altın ve gümüş madalyayı izlediğim gibi. İlhan Mansız’ın attığı gol ve spikerin yüzlerce kez haykırdığı İlhan-İlhan sesleri hala kafamda yankılanır. Nihat Kahvecioğlu’nun Çek Cumhuriyeti karşısında attığı golü hatırladığımda da duygulanırım, voleybol takımımızın dünya şampiyonu olduğunu hatırladığımda da. Tıpkı tüm bu sevinçlere darbe vuran “Avrupa Avrupa duy sesimizi, işte bu Türkiye’nin ayak sesleri!” tezahüratını duyduğumda üzüldüğüm gibi.

Şu durumu kabul etmek gerekiyor, özellikle son 100 yıldır sistemli olarak geri bırakılmış, örselenmiş, yalnız ve güzel bir ülkenin, küçük başarılarıyla avutulmuş evlatlarıyız hepimiz. Hep son anda bir aksilik çıkmış da tüm mutluluğumuz kursağımızda kalmış gibi yaşayan milyonlarız. Lozan’ın 2023 yılında bitmesiyle serbest kalacağına inandığımız gizli maddelerine, Boğaz Köprüsü’nün altında yatan hazinelere ve dış güçlerin çıkartılmasına izin vermediği petrol yataklarına bel bağlayan, umut besleyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” sözünün oldukça uzağında bir hayat tarzını kadercilikle harmanlayan bir neslin evlatlarıyız.

12237620_970160319732759_682562905_n

Bir hastalığı ya da kötü bir durumu düzeltmenin yolu evvela onu teşhis etmekten geçiyor, bu durumu duymak ve kabullenmek ne kadar acı verici olsa da. Size bu yazımda Türk halkının ne kadar kendine güveni yüksek, ne kadar başarılı ve ne kadar büyük işler yaptığını, Avrupa Kupası’nda kazandığımız başarıları, bu ülkenin evlatlarının aldığı Nobel ödüllerini, markalarımızın nasıl bir dünya markası haline dönüştüğünü anlatmayı çok isterdim. Ancak ne yazık ki, üniversitelerden esnaflara kadar dalga dalga yayılan ahbap çavuş ilişkisi, bayağılık, adam kayırmacılık, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık akımlarının toplumun kılcal damarlarına kadar işlediğini ve geri döndürülmesi zor zararlara yol açtığını görmek mümkün. Bırakın başka devletlere, kendi insanına bile güvenmemeye yol açan bu durum toplumu ayrıştırmakta ve hasret kaldığımız birliktelik ortamının oluşmasını ancak olağanüstü durumlarda görmemize yol açmaktadır.

TURKEY-MILITARY-POLITICS-COUP-RALLY

Geçtiğimiz ay ülke tarihinin en kaotik hadiselerinden birini yaşadık. Kendi devletinin meclisine bomba atacak kadar, kendi vatandaşını-kardeşini vuracak kadar paranoyaklaşan, hainleşen ve şuurunu kaybeden bir oluşumla karşı karşıya kaldık. Beni, bu sürecin ardından umutlandıran en önemli etken ise tüm görüş ayrılıkları bir kenara bırakılarak verilen birliktelik mesajlarıydı. 7 Ağustos Yenikapı mitingi ise bu ülke adına uzun süredir gördüğüm en güzel tablolardan biriydi. Umarım bu birliktelik mesajları, ayağı yere basan politikalarla desteklenir ve bu yalnız ve güzel ülkenin evlatları hak ettiği başarılara ulaşır. Eğer birey olarak nereden başlaman gerektiğine dair kafanda bir soru işareti varsa, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü aradığın cevabı verecektir: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Beni Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz: @MarketingHolmes