Bir Sigara İçimi Uzunluğunda – 8 Yaşımdaydım

Yağmurlu bir Kadıköy akşamında, vapurdan adımını atar atmaz bir su birikintisine basmanın verdiği huzursuzlukla, elini cebine götürüp ustalıkla sigarasını bulduktan ve ters tarafını yakma gafletine düşmeden son bir kez kontrol ettikten sonra, gözlerini kısarak sigarasını yaktı ve kulaklığını takarak Moda’ya doğru ilerlemeye başladı. Sigaranın ilk nefesini ve her çekişte çıkardığı yanma sesini severdi. Mahalledeki tüm ışıkların birer birer söndüğü gecelerin ardından, kimse fark etmesin diye yalnızlığını, yaktığı loş ışıklı masa lambasının altında dertleşirken dost olmuştu sigarayla. Bu yüzden yüzlercesini biriktiriyordu kül tablasında. Moda’nın dar sokaklarında yüksek yokuşlarını tırmanırken şehrin, incecik bir kablodan kulaklarına uzanan söz öbeklerinin o ana ne kadar da uyumlu olduğunu düşündü ve şarkının sözlerini mırıldanarak adımlarını hızlandırdı:

“Estiğimizde yoldan aşağı doğru
 Gölgelerimiz ruhlarımızdan daha uzun..”

Siz hiç kendinizi bir boşluğun tam ortasında hissettiniz mi? Ahşap pencerelerin sarı ile boyandığı, arnavut kaldırımlı sokaklarında, yaz günü birden kararması gibi havanın, içinize dolan gökyüzü ile başa çıkmanın zorluğunu hiç yaşadınız mı? Ben yaşadım. 8 yaşımda.

Sol kolunu sağa sola salladıktan ve göğüs hizasına kaldırarak saatine baktıktan sonra, baş parmağındaki yanık izine aldırış etmeden, buluşmak için sözleştikleri ve belki de yüzlerce kez geldikleri cafeye girdi. Alışkanlıkları severdi. Yerdeki tahta parkelerin sayısına, duvarin üstünden geçen boruların anlamsızlığına ve küçük tablodaki gülen küçük kız çocuğuna aldırış etmeden yerine oturdu. Elleriyle kaşlarını düzeltti, telefonunu masanın sol köşesine yerleştirdi ve yataktan kalktığından beri tek bir kelime dahi etmemenin verdiği boğaz kuruluğu ve ses titremesiyle birlikte “Bir çay lütfen” dedi.

“Öyle bir hisse kapılıyorum ki batıya baktığımda
 Sanki ruhum haykırıyor uzaklaşmak için
 Rüyalarımda duman halkaları görüyorum
Ağaçların arasından yükselen..”

Sağa sola döndükçe gıcırdayan tahta yatağımda, pencerenin hemen yanındaki soğüt ağacının göğsüme yansıyan gölgelerini izleyerek uyumayı severdim. Küçük bir çocuğun hayatını tümüyle değiştirecek geceye dair hatırladığım en net anı da yine gölgelerin bu dansıydı. Önce sarı ışıkların göz kapaklarımı tırmaladığını, ardından kara bulutların tüm benliğimi sardığını hissediyor, ruhumun çelik kelepçelerle, çığlıklarımın ise kalın duvarlarla hapsedildiğini görebiliyordum. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Ablamın iki adım ötemde, elimi uzatsam dokunabileceğim, elinden tutabileceğim uzaklıkta, dizlerinin önüne çökmüş, ölümü kabullenmiş haline yapabileceğim hiçbir şey yoktu, inanın. 8 yaşımdaydım.

Devam edecek..

İtalik yazılan sözler Led Zeppelin’in Stairway to Heaven şarkısına aittir.