Babanız Yaptığınız İşten Gurur Duyuyor Mu?

Türk toplumunu yer çekimine, hayalleri ise uçan balonlara benzetirim hep. Toplumun getirdiği tüm dinamikler sizi tüm varlığıyla yeryüzünde tutmak isterken, hayalleriniz, kararlarınız, kararlılığınız, farklı olma isteğiniz, var olma isteğiniz sizi göklere taşıyacak tek etken.

Ne olmak istediğime karar verdiğimi hatırladığımda lise ikinci sınıfa gidiyordum. Bilgisayarları seviyordum, onları kurcalamak, çıkan ufak tefek sorunları çözmek hep hoşuma gitmişti. Hatta mahallede kimin bilgisayarı bozulsa çağırılacak kişi belliydi. Hep geç giderdim bu yüzden eve, ne zaman annem ekmek almaya gönderse mutlaka birisi Ahmet bilgisayar internete girmiyor, ekrana görüntü de gelmiyor bi’ baksana diye çağırır, Google’dan bulduğum çözümlerle sorunları çözer, mahallenin anlık kahramanı olurdum. O evlerden bir çıkışım vardı görmeniz lazım. Sanki dünya barışına bugüne kadarki en büyük katkıyı sağlamış zannederdiniz.

Toplum tarafından ilk takdir edildiğim zamanlar o günlerdi. 13 yaşına kadar dört kez kolunu kırmış biri olarak tahmin edebileceğiniz gibi çok yaramaz bir çocuktum. İnsanlar illallah ederdi tavırlarımdan ki bu çocukdan adam olmaz diye düşündüklerini, gülen suratlarının arkasına amatörce sakladığı umursamaz tavırlarından rahatlıkla anlayabilirdiniz. Böyle bir ortamda takdir edilmenin verdiği dayanılmaz tatmin olma duygusuyla birlikte, bilgisayar mühendisi olmayı o gün kafama koymuştum. Olmadım orası ayrı konu.

İtiraf etmek gerekirse ne lise ne üniversite hatta tüm eğitim hayatım boyunca hiçbir zaman başarılı bir öğrenci olmadım. Üniversiteyi geç kazandım mesela, hem de öyle ikinci senemde falan da değil, üçüncü girişimde ancak kazanabildim. Ancak neden kazanamadığımı ve nerede hata yaptığımı anladığım an, ailemin ne istediğinin değilde benim ne istediğimin daha önemli olduğunu idrak ettiğim an, işte o an, yeni dünyanın kapıları da sonuna kadar açılmıştı. Ailenizi, toplumun size dayattığı tüm normları, tek düzeleri, tek tip insan yaratan muazzam eğitim sistemini, hayattaki başarısını aldığı ev ve arabalarla ölçen insanların varlığını, günde bin soru çözen komşu çocuğunu yani sizi onlardan biri yapmak için olabildiğince çabalayan tüm bu etkenleri karşınıza almayı göze aldığınız an, bir şeyleri başarmaya başladığınız anlar da başlamış oluyor, başardıklarınızın ne olduğu hiç önemli değil!

1-Zws9BqRrus36S0RnLCn7GQ

Neredeyse tüm akrabalarımın memur olduğu bir aileden geliyorum. Memur bir aileden gelmenin getirdiği, okuyup devlete kapağı atmanın dışındaki hiçbir seçeneğin kabul görmeyecek olma durumu, kariyeriniz ve hayatınız üzerine vereceğiniz her kararın tek bir sonuca ulaşması baskısını yaratıyor, o da memur olmak! Bugün Türkiye’nin en büyük şirketlerinde milyon dolarlık projelere ve yatırımlara yön veriyor ya da Cannes Lions’da Grand Prix kazanıyor olmanız hiç önemli değil, eğer memur bir aileden gelip de memur olamadıysanız (!) eğer, hep acınacak gözle bakılacaksınız. Bayramlarda bir yolunu bulup devlete kapağı atmış olan dayınızın oğlu gururla çayını yudumlarken size hep bir baltaya sap olamadı gözüyle bakılacak.

Gelmek istediğim nokta şu: Türk toplumunu yer çekimine, hayalleri ise uçan balonlara benzetirim hep. Toplumun getirdiği tüm dinamikler sizi tüm varlığıyla yeryüzünde tutmak isterken, hayalleriniz, kararlarınız, kararlılığınız, farklı olma isteğiniz, var olma isteğiniz sizi göklere taşıyacak tek etken.

Başlığı bu denli agresif koymamın nedeni ise; kim olduğunuz ya da dışarıya ne kadar güçlü bir imaj verdiğiniz hiç önemli değil. İnsan, doğası gereği takdir edilmeye muhtaç ve ihtiyaç duyan bir varlık. Hepimiz takdir edilmek ve gurur duyulmak istiyoruz, tabi ki özellikle de en yakınlarımızdan. Bir proje üzerinde aylarca çalışıp çok önemli başarılar yakaladıktan ve bunu ailenle paylaştıktan sonra “e şimdi ne olacak bu ne işe yarayacak” tepkisini alıp da yola devam etmek hiç kolay değil ve ne yazık ki Türkiye’de ebeveynlik doğru uygulanan bir kurum değil. Üzerine kafa yorulan bir kurum hiç değil. Keşke babalar çocuklarını takdir edebilse, keşke aileler çocuklarının aldıkları kararların arkasında durabilse, onların artık bir birey olduklarını kabullenip kendi kararlarını almaları gerektiğini anlayabilse. Yaşadığımız dünya bir savaş alanı, bu dünyada kararsızlara, geç kalmışlara, duygusal boşluklara, en küçük zayıflığa yer yok ve ne yazık ki aileler koruma iç güdüsüyle hareket ettikçe en büyük boşluğu kendilerinin açtığının farkında değil!

Beni Twitter üzerinden de takip edebilirsiniz: @MarketingHolmes